UŞAKLI DOKTORDAN DUYGU YÜKLÜ MEKTUP

14 Mart Tıp Bayramı'ndan dolayı kendine öz ve duygusal cümleleriyle mektup yazan Uşaklı Yrd. Doç. Dr. Ayşe ÖZDEMİR, duygu yüklü mesajı ile Uşak'tan bu özel güne katılmış oldu.

UŞAKLI DOKTORDAN DUYGU YÜKLÜ MEKTUP

14 Mart Tıp Bayramı'ndan dolayı kendine öz ve duygusal cümleleriyle mektup yazan Uşaklı Yrd. Doç. Dr. Ayşe ÖZDEMİR, duygu yüklü mesajı ile Uşak'tan bu özel güne katılmış oldu.

14 Mart 2018 Çarşamba 22:24
UŞAKLI DOKTORDAN DUYGU YÜKLÜ MEKTUP

Değerli Gazetecilerimiz

Sizler kadar hitabı güçlü insanlar olamasak da, sizlerin yazdıklarını okurken bazen anlamakta güçlük çeksek de, memleket meselelerini yorumlamak bize mi kalmış diyoruz ve işimize bakıyoruz. Çoğu gazeteci ve yayıncı cevap aradıkları konuyu ya da olayları doğrulamadan “olay anında oradaydık” imajı uğruna haber yaptığından olsa gerek, gazetecilere karşı ön yargılı olup bazen “bu kadar söylememeli”, bazen de “doğruya doğru” diyoruz. Aslında sizleri yakından tanımasak da, nasıl olduğunuz değil ne dediğiniz ve değerlendirmelerinizde empati yapabilme gücünün önemli olduğunu düşünenlerdeniz.
Size seslenmek istememin asıl sebebi, gündemsiz geçirmediğimiz şu zor zamanlarda, bir hekim olarak adına “Tıp Bayramı” denilen bu haftada, bayram kutlayamayacak kadar darman-duman duygularımın yoğunluğuyla yazma isteğimden kaynaklanıyor. 
Bizler doktor camiası olarak uzun okul yılları geçirmiş insanlarız. Eğitimin en ağırını ve en fazlasını alıp malzemesi insan olan mesleklerden birini icra etmekteyiz. Hal böyle olunca kullandığımız dile dikkat etmeli ve empati gücümüzü zorlamaktayız.
Doktorlar için bazen her şeyimizdir “O “ deyip yere göğe sığdıramazken, bazen de “Lan oğlum altı üstü bir yağ bezesi aldı, bizim berber Hüseyin bile hallederdi” diyenlere mi, yoksa gece yarısı arayıp gaz sancısına cevap vermenizi isteyenlere mi yanalım? Köyde ilgi göstermeyen kocasına inat, kadın hastalığı deyip soluğu doktorda alanlardan tutun da, rapor alarak sevmedikleri patronlarına ders vermek isteyen işçilere, sınav stresi çeken öğrenciye ya da doğum gününde eltisine altın bilezik alınmış kendisini ateş basan, hastanelik olup acile gelen kelli felli insanlara mı? Sosyal endikasyondur böyle insanlara bakmak deyip işimizi yapıyoruz…..
Bazen bir doğum için hastaneyi düğün salonuna çevirmelerine mi, doktordan ölümle burun buruna olan hastaya “Tanrılık” yapmasını bekleyenlere mi yoksa internetten aldığı bitkisel ilaçlarla taşı düşünceye kadar safra kesesini patlatanlara ma yanalım bilinmez? Bazen övgülerinden “kraliçe” olduğumuz, bazen de “eskiden haddini bilen biriydi” “Doktorlukta zaten hobi olarak yaptığı bir meslekmiş “ deyiverenlere karşı  en az 10 yılını harcadığımız bu yolda susuvermektir yaptığımız…..
 “Burnundan kıl aldırmaz” derler bazen “uyuzdur hem de kasıntı, babası kalender bir öğretmendi nasıl çıktı bu çocuk onlardan” diyerek sülaleyi de işe katarlar. Biraz yaşlıysan “çok iyi tabipti amma paracıydı, muayenehanesinde iliğimizi ipliğimizi kuruttu “ yaftası gelir bu sefer. Allah tan muayenehaneler yok artık söyleyecek söz de çok şükür kalmadı. 
Fatma Teyzenin “kuzusu” olursun, Ahmet Amcanın “yeğeni”. “Bizim oğlan bak bi aha şurda gıynaşan bir şey var” der arada sırada yıkanan çiftçi Hasan Dayı pirelendiği için. En mahremidir bazen anlattığı ama daha sormadan soyunuverir yanına yönüne bakmadan. Doktor bir bilendir, her şeyi çözendir, gözü ağrısa da aynı doktor, başka yeri ağrısa da aynıdır küçük yerlerde. 
25 yıllık hekimlik ve evlilik hayatımda en büyük kavgayı  pilav pişti-pişmedi için yapsak da en derin üzüntülerimiz hastaların ameliyatları ve onların yaşadıkları ümitsizlik içindir. Tanıştığımızdan beri sigarayı bırakma gayretinde olan, hiçbir öğünü zamanında yemeyen, daha hiç zayıflama diyetine ihtiyaç duymayan eşim bir cerrah olarak diğer hekimler gibi ne kadar zor şartlar da çalışsa da, on binlere varan ameliyat ve yüz bine varan tanıdık bir şehirde ” Allah razı olsun, sağlığını bozmasın” dualarıyla çok mutlu ve huzurlu olarak yaşıyor. 
14 Martta dileğimiz eski şarkılarda duygulanan, arkadaşı için özlem duyan, ninesinin elini öpen, çocuğuna sarılan, üniversite sınavında kendi ulaşamadığı skora çocuğunu koşturmayan, gözleri güzel bakan, sanatçının ne yediğinden sporcunun ne kazandığından habersiz, siyasi hırstan yoksun, ülkesine karşı görev ve sorumluluklarını bilen çalışkan insanların olduğu, yerli araba üretiminin anıldığı,  bilim insanlarının hastalıklara çarelerini ve tarihi yerlerin yer aldığı haberlerle dolu kısaca NORMAL bir hayatın hüküm sürdüğü, ülkemizi ileriye taşıyarak gelecek nesillere güvenli bir şekilde aktardığımız bir yaşam sürebilmek.  Benim ve benim gibi milyon tane annenin-kadının sesini duyduğunuz ve duygularıma tercüman olduğunuz için, çocuklarınızın ve çocuklarımızın yaşayacağı ülkenin,  ümitsizlik dolu bir ülke olmamasını diliyor gazetenize “kadın eli” değdirdiğiniz için size şükranlarımı iletiyor, sizlere bir şiirle veda ediyorum . Saygılarımla.
“ Ağzından uygunsuz bir söz kaçırma,
Dilinle taş atıp, başını kırma!
Çoğu faydasızdır, iyisi özdür,
Söz asıl bilerek söylenen sözdür.
Çoğu faydasızdır, iyisi özdür,
Binlerce düğümü sözle çözdür.
Dinlenir, akılda kalır kısa söz,
Binlerce düğümü bir tek sözle çöz.”

                                      Ayşe Özdemir
                                    Uşak Üniversitesi
                                     Öğretim Üyesi

 

Uşak Haber

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.