Geçtiğimiz asrın başlarında Osmanlı, zaten onlarca cephede birden muhabere ederken Filistin ve Hicaz’ı aynı anda savunacak gücü kalmayınca; Kudüs’ü kurtarmak için Medine’deki kuvvetlerin Filistin’e kaydırılmasına yönelik karar aldı. Medine’nin boşaltılması haberini alan Fahreddin Paşa, Cemal Paşa’ya şu telgrafı çekecektir: “Bu mukaddes şehri, Hazreti Peygamber’in Ravza-i Mutahhara’sını son dakikaya kadar muhafazayla, ecdadımızın Medine’ye, anavatanın kıblegâhına yerleştirmiş oldukları bayrağımızın bana kaldırtılmamasını kemali hürmetle istirham ederim.”

Fahreddin Paşa, hiç değilse Medine’nin savunulması için kendisine bir alay askerin bağışlanmasını isteyecektir. Medine’nin boşaltılması kararı onaylansa da Fahreddin Paşa gizli bir rücu ile emir almış gibi kesindir Medine boşaltılmayacak ve sonuna kadar da savunulacaktı!

“Ebedi hadim'ül haremeyniniz, Ölsek de Ravza'nı rûhumuz bekler.” diyerek bitiriyor “Yapamaz Ertuğrul Evladı Sensiz” ağıtını Mülazim İdris Sabih Bey. Efendimiz'i korumak için kalede mahsur kalıp canlarının boğazlarına geldiği bir gün Fahreddin Paşa'ya ithafen yazıp Peygamberimiz s.a.v 'e hitap ettiği bir şiir. Bir hıçkırık gibi dökülen mısralar bu toprakların damarından zuhur etti.

Türkiye son on yılda amansız egemenlik müdafaasını verirken bir taraftan kendi içerisinde gizlenmiş urların temizlenmesiyle meşgul diğer taraftansa dışarıdan zerk edilmeye çalışılan başka mikropların önünü almaya çalışıyor. Gezi’den 17 ve 25 Aralık’a, 7 Haziran’dan 15 Temmuz’a milli egemenlik savaşını vermekten başka çaresinin olmadığını tecrübe etti.

Beka mücadelesi verilen bu süreçte 16 Nisan’da gerçekleşecek olan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” referandumunda milletin kararı tarihi tecrübesinden yana olacak. Yeni bir “Medine Müdafaası” yaşamamak için cephe hattımızı sınırlarımızın dışına alma kararı da olacak 16 Nisan. Gelinen bu noktaya kadar içerideki takiyye farelerinin halen minik fareler peşinde koşturma çabaları temel sorunlarımızdan biri. 2002’den itibaren gerek TSK’nın “irtica” bahanesini bertaraf etmeye çalışırken gerekse de Ak Parti’nin kapatılma davasının başladığı güne kadar hukuki ve anayasanın verdiği imkanlar dahilinde mücadele devam ederken aynı fareler takunya giymeyi keşfederek kazanılmış mücadelemizin arasına girmeyi başardılar.

Ahlâksız ve kitapsızlar diasporasına karşın bu milletin feragat ehli evlatları hem FETÖ’nün şehir yapılanmasına hem de takiyye ile gizlenmiş fareleri çıkarmaya var güçleriyle çalışıyor. Yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin ortaya çıkarılmaması, göz önünde olmaması için üzerine bir örtü örtülmüş bir şehir adeta Uşak. Bunun temel sebebi FETÖ’nün “pilot bölge” olarak Uşak’ı seçmesi. Türkiye ortalamasına göre küçük sayılacak bir şehir olmasına rağmen terör örgütünün A Takımı’ndan isimler buradan çıktı. Özellikle Uşak Üniversitesi’nin rektörü Sait Çelik’in FETÖ’cü çıkıp tutuklanması Uşak’a dair soru işaretleri daha da büyütüyor. FETÖ tarafından geçmişte iş ağını yöneten FETÖ yöneticisi Hazım Sesli’nin tutuklu Sait Çelik’le organik irtibatı ise Uşak’ın hemen hemen her kamusal alanında FETÖ taramasının yapılmasını zorunlu kılıyor. 15 Temmuz’dan sonra FETÖ tutuklusu Sait Çelik’in Uşak’tak yerel tetikçilerin aklamaya ve savunmaya çalışması ise FETÖ taraması yapılmasının aciliyetini ortaya koymaktadır. FETÖ tarafından “pilot bölge” olarak anılmak Uşak’ın kaderi değil.  Henüz tam manasıyla Uşak’ın temizlendiğini somut olarak söylemek çok zor. Ülkenin tüm zenginlerini sömürmek için karmaşık bir ağ yöntemi ile kurulan mekanizanın Uşak’ta tam manasıyla çözüldüğü söylemek daha zor. Tespiti yapılan ve tespit edilmeye çalışılan yüzlerce isim var ve bu teröristler ve onların lojistik destekçileri hala aramızda. Halihazırda Uşak’ta FETÖ’nün tam manasıyla temizlenmesine yönelik çalışmalar devam ediyor fakat sekteye uğratmaya, sulandırmaya, örtmeye çalışanlar da tetikçiliğine devam ediyor.

16 Nisan İ'lây-ı Kelimetullah gayesiyle bu vatanda ter dökenlerin ayağını kaydırmaya çalışanların kazdıkları kuyuya şimdiden kendilerini gömmesiyle sonuçlanacak. 26 Mart 1999 başlayan yürüyüşün 16 Nisan 2017'de kesilip atılacak urların şimdiden kaçma planları işe yaramayacak. 15 Temmuz'da bu vatan evlatlarının döktükleri kanları göğüslerine muska yapanlar tek bir damla kanı bile yerde koymayacak. Gizlenen farelerin ilaçlanacağı ve milli mutabakatın fiiliyata döneceği günün başlangıcı olacak. Tarihte bu millet “Ölsek de Ravza'nı rûhumuz bekler” diyerek istikametini belirledi. Uşak’ın kararı ise bu istikametteki yerini 16 Nisan’da belirleyecek. Ya farelerle yaşamaya devam edecek ya da hızla gelişmekten, büyümekten, temizlenmekten yana kararını verecek.