Havaların serinlemesi, okulların açılması ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artmasıyla solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerekiyor. Sonbahar ve kış aylarında sık görülen grip ile soğuk algınlığı, toplumda çoğu zaman aynı hastalık sanılıyor. Oysa her iki enfeksiyon farklı virüslerden kaynaklanabiliyor ve özellikle ağır seyir ihtimali bakımından birbirinden ayrılıyor.
Grip, influenza virüslerinin neden olduğu bulaşıcı bir solunum yolu hastalığı olarak biliniyor. Soğuk algınlığına ise farklı virüsler yol açabiliyor. Benzer yakınmalar nedeniyle yalnızca belirtilere bakarak kesin ayrım yapmak her zaman mümkün olmuyor.
Grip mi, Soğuk Algınlığı mı? Belirtilere Dikkat
Soğuk algınlığı genellikle yavaş gelişiyor. Burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı ve boğazda yanma en sık karşılaşılan şikâyetler arasında bulunuyor. Halsizlik yaşanabilse de birçok kişi günlük işlerini sürdürebiliyor.
Gripte ise belirtiler çoğunlukla aniden başlıyor. Yüksek ateş, titreme, belirgin kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ve yoğun yorgunluk hastayı günlük yaşamından uzaklaştırabiliyor. Bununla birlikte her grip hastasında ateş görülmeyebiliyor; burun akıntısı ve boğaz ağrısı da gribe eşlik edebiliyor.
Belirtilerin birbirine benzemesi nedeniyle özellikle risk grubundaki kişilerin kendi kendine tanı koymak yerine sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor. Gerektiğinde yapılacak testler, hastalığın nedenini belirlemeye yardımcı olabiliyor.
Grip Aşısı Kimler İçin Daha Önemli?
Türkiye'de grip sezonu genellikle sonbaharda başlayıp kış boyunca etkisini sürdürüyor. İnfluenza virüslerinin zaman içinde değişmesi nedeniyle grip aşısının her sezon yenilenmesi gerekiyor. Aşılama, enfeksiyon riskini azaltmanın yanı sıra ağır hastalık ve hastaneye yatış olasılığının düşürülmesinde de önem taşıyor.
Özellikle 65 yaş ve üzerindeki kişiler, huzurevi sakinleri, kronik kalp veya akciğer hastalığı bulunanlar, diyabet ya da böbrek hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireyler ciddi komplikasyonlar açısından daha fazla risk altında bulunuyor.
Çocuklarda da grip, bazı durumlarda zatürre gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor. Grip aşısı altı aylıktan itibaren yaşa ve sağlık durumuna uygun şekilde değerlendiriliyor.
Gebelikte ağır grip riski artabildiğinden, gebelerin de aşı konusunda sağlık profesyonellerinden bilgi alması gerekiyor. Güncel sağlık rehberleri, uygun inaktif grip aşısının gebeliğin herhangi bir döneminde uygulanabileceğini belirtiyor.
Korunmak İçin Günlük Alışkanlıklar Önemli
Virüslerin yayılmasını azaltmak için ellerin sık yıkanması, kalabalık ve havasız ortamların havalandırılması, gerekli durumlarda maske kullanılması ve hasta kişilerle yakın temastan kaçınılması öneriliyor.
Öksürürken veya hapşırırken ağız ve burnun tek kullanımlık mendille ya da dirseğin iç kısmıyla kapatılması bulaşma riskini azaltabiliyor. Hastalık belirtileri bulunan kişilerin mümkün olduğunca evde dinlenmesi de çevresindekilerin korunmasına katkı sağlıyor.
Grip antibiyotiklerle tedavi edilmiyor; çünkü antibiyotikler virüslere karşı etkili değil. Yüksek riskli hastalarda hekim değerlendirmesiyle antiviral ilaçlar kullanılabiliyor. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, bilinç değişikliği veya belirgin kötüleşme gibi durumlarda ise gecikmeden tıbbi yardım alınması gerekiyor.
Sağlık uyarılarında ortak mesaj, gribin basit bir nezle gibi görülmemesi, korunma tedbirlerinin ihmal edilmemesi ve risk grubundaki kişilerin aşı danışmanlığını ertelememesi yönünde.