Genellikle Tip 1 ve Tip 2 diyabetin karışımı olarak tanımlanan bu hastalık, bağışıklık sisteminin pankreasta yer alan insülin üreten hücrelere saldırmasıyla gelişiyor. Ancak sürecin yavaş ilerlemesi, hastalığın uzun süre Tip 2 diyabet sanılmasına neden olabiliyor. Bu da tedavide gecikmeye, dolayısıyla ciddi komplikasyon riskine yol açıyor.
Bağışıklık Sistemi Kendi Hücrelerine Saldırıyor
Tip 1.5 diyabet, diğer türlerden farklı olarak otoimmün bir temele dayanıyor. Yani vücut kendi insülin üreten hücrelerini tehdit olarak algılıyor ve zaman içinde bu hücreleri yok ediyor. Başlangıçta hastalar yalnızca diyet ve egzersizle kontrol altında kalabiliyor; ancak ilerleyen dönemlerde insülin desteği zorunlu hale geliyor. Uzmanlara göre hastalık, Tip 2 diyabet kadar yavaş ilerliyor ama Tip 1 diyabet kadar ciddi sonuçlar doğurabiliyor.
Belirtiler çoğunlukla sinsi şekilde ortaya çıkıyor:
- Sürekli susama ve sık idrara çıkma,
- Nedensiz kilo kaybı,
- Yorgunluk, halsizlik ve görme bulanıklığı.
Bu semptomlar genellikle “yorgunluk” ya da “yaş ilerlemesi” gibi sebeplere bağlanarak göz ardı ediliyor.
Erken Tanı Yaşam Kalitesini Koruyor
Uzmanlar, Tip 1.5 diyabetin erken teşhis edilmesi halinde yaşam kalitesinin korunabileceğini belirtiyor. Düzenli kan şekeri kontrolleri, antikor testleri ve bağışıklık sistemi değerlendirmeleri tanıda kritik rol oynuyor. Erken fark edilen vakalarda, kişiye özel tedavi planlarıyla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabiliyor.